Tasavvufun Kaynağı

Tasavvufun kaynağı, İslam'ın temel öğretilerine dayanan ve ruhsal olgunluğa ulaşmayı hedefleyen manevi bir yolculuğun başlangıç noktalarını araştırır.

Tasavvufun Kaynağı
Tasavvufun Kaynağı

Tasavvufun Kaynağı

Tasavvuf, Kur'ân-ı Kerîm'e ve Hz. Peygamber'in [sallallahu aleyhi ve sellem] söz, hal ve hareketlerine uymaya dayanır. Nitekim, tasavvuf büyüklerinin ifadeleri de bunu açıkça göstermektedir.

İmam Ebû Süleyman ed-Dârânî [kuddise sırruhû] (v. 215/830) şöyle buyurmuştur:
"Bazen günlerce kalbime sûfilere gelen ince nükteler (hikmet ve haller) gelir. Fakat ben iki adaletli şahit olan Kur'an ve Sünnet'e başvurmadan onları kabul etmem."

İmam Ahmed b. Ebü'l-Havârî [kuddise sırruhû] (v. 230/844-45) şöyle buyurmuştur:
"Her kim Resûlullah'ın [sallallahu aleyhi ve sellem] sünnetine tâbi olmadan bir amel işlerse, o amel bâtıldır."

İmam Zünnûn-i Mısrî [kuddise sırruhû] (v. 245/859) şöyle buyurmuştur:
"Allah Teâlâ'yı seven kimsenin alametlerinden biri de, Allah'ın habibine [sallallahu aleyhi ve sellem] ahlâkında, davranışlarında, emirlerinde ve sünnetlerinde tabi olmaktır."

İmam Bayezid-i Bistâmî [kuddise sırruhû] (v. 234/848) şöyle buyurmuştur:

"Kendisine kerametler verilmiş birinin, havada uçtuğunu bile görseniz hemen ona aldanmayın! Allah Teâlâ'nın emir ve yasaklarına riayet ediyor mu, O'nun koyduğu sınırları muhafaza ediyor mu, şeriatın hükümlerini hakkıyla yerine getiriyor mu, ona bakın!"

İmam Ebû Hafs en-Nîsâbûrî [kuddise sırruhû] (v. 264/878) şöyle buyurmuştur:
"Kim ki her zaman işlerini ve hallerini Kur'an ve Sünnet ile ölçmez ve kalbine gelen havâtırı (düşünceleri) kusurlu bulmazsa (tenkide tabi tutmazsa), biz onu erler divanında görmeyiz."

İmam Ebû Hamza el-Bağdâdî [kuddise sırruhû] (v. 289/902) şöyle buyurmuştur:
"Her kim Hak Teâlâ'nın yolunu bilirse, o yolda sülûk yapması (ilerlemesi) kolaylaşır. Allah Teâlâ'ya giden yolda ise; söz, hal ve hareketlerde Resûlullah'a [sallallahu aleyhi ve sellem] tâbi olmaktan başka bir kılavuz yoktur."

İmam Ebü'l-Kasım Cüneyd-i Bağdâdî [kuddise sırruhû] (v. 297/909) şöyle buyurmuştur:
"Kim Kur'ân-ı Kerîm ve hadis-i şerif öğrenip amel etmez ise, tasavvuf yolunda kendisine tâbi olunmaz. Zira bizim yolumuz, Kur'an ve Sünnet'e bağlılık üzere kurulmuştur."

İmam Ebü'l-Abbas İbn Atâ el-Edemî [kuddise sırruhû] (v. 309/922) şöyle buyurmuştur:
"Kim şeriatın edeplerine sarılırsa, Allah Teâlâ onun kalbini marifet nuruyla nurlandırır. Emirlerinde, davranışlarında ve ahlâkında Resûlullah'a [sallallahu aleyhi ve sellem] mutabaat etmekten daha şerefli bir makam yoktur."

İmam Ebû Ali es-Sekafî [kuddise sırruhû] (v. 328/939) şöyle buyurmuştur:

"Allah Teâlâ, amellerden sadece doğru olanını, doğru olanından da sadece halis olanını, halis olanından ise sadece sünnete uygun olanını kabul eder."

İmam Ebü'l-Kasım Nasrâbâdî [kuddise sırruhû] (v. 367/978) şöyle buyurmuştur:
"Tasavvufun esası; Kur'an ve Sünnet'e sımsıkı sarılmak, nefsin kötü arzularından ve bid'atlardan uzak durmak, şeyhlere hürmet etmek, insanları mazur görmek, vird ve zikirlere devam etmek, ruhsat (bazı mazeretlerden dolayı aslî hükmün gereğine uymamayı meşru hale getiren geçici hükme) ve yorumlara (bu zikredilenleri yapıp yapmamakta bir kaybının olmadığı düşüncesine) göre hareket etmeyi terk etmektir.”

Şeyh Abdülhâlik-ı Gucdüvânî [kuddise sırruhû] (v. 575/1179) bir vasiyetinde şöyle buyurmuştur:
"Ey oğul! Sana ilim ve edep öğrenmeni ve bütün hallerinde takva sahibi olmanı tavsiye ediyorum. Selef-i sâlihîn yoluna tâbi ol. Sünnet ve cemaatten ayrılma. Fıkıh ve hadis ilmini öğren. Cahil sûfîlerden uzak dur. Daima cemaatle namaz kılmaya dikkat et."

Şeyh Ebü'l-Hasan eş-Şâzelî [kuddise sırruhû] (v. 656/1258) şöyle buyurmuştur:
"Eğer keşfin Kur'an ve Sünnet ile çelişirse, keşfi terk edip Kur'an ve Sünnet'e sarıl. Ardından nefsine, 'Allah Teâlâ, Kur'an ve Sünnet'e tâbi olmakla hataya düşmekten korunacağım hususunda bana kefil olmuştur. Ancak keşif, ilham ve müşahede hususunda kefil olmamıştır' de. Bununla beraber sûfîler, Kur'an ve Sünnet'e uygun olmayan keşif, ilham ve müşahede ile amel edilmemesi gerektiği hususunda ittifak etmiştir."

İmam Ebü'l-Abbas Ahmed el-Mürsî [kuddise sırruhû] (v. 685/1287) şöyle buyurmuştur:

"Kutublar, kutubluk makamına; evtâdlar, evtâdlık makamına; veliler de velilik makamına ancak Resûlullah'a [sallallahu aleyhi vesellem] tazimde bulunmaları, onu tanımaları, onun şeriatını yüceltmeleri ve edeplerine riayet etmeleri sebebiyle ulaşmışlardır."

İmam Şeyh Bahâeddin Şah-ı Nakşibend [kuddise sırruhû] (v. 791/1389) şöyle buyurmuştur:

"Bu tarikatın üç edebi vardır:

1. Allah Teâlâ'ya karşı olan edep: Bu, müridin zahirî ve bâtınî olarak Allah Teâlâ'nın emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınarak ve O'nun dışındaki her şeyden yüz çevirerek kulluğunu kâmil manada yerine getirmesidir.

2. Resûlullah'a [sallallahu aleyhi vesellem] karşı olan edep: Bu, müridin,

"(Resûlüm!) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın." (Âl-i İmrân 3/31) mealindeki âyet-i kerimenin makamında tamamen kaybolup, bütün hallerinde bu makamı gözeterek hareket etmesi, Resûlullah'ın [sallallahu aleyhi vesellem] Hak Teâlâ ile halk arasında bir vasıta olduğunu ve her şeyin O'nun yüce emirlerinin tasarrufu altında olduğunu bilmesidir.

3.Şeyhlere karşı olan edep: Bu, müridler için gereklidir. Çünkü şeyhler, Resûlullah'a [sallallahu aleyhi vesellem] mutabaat etmeleri sebebiyle Hakk'a davet etme makamına erişmiştir. Dolayısıyla mürid, şeyhlerin huzurunda da gıyabında da onların hallerine uygun hareket etmeli, onlara tâbi olmalı ve eteklerine yapışmalıdır."

İmam Abdülvehhâb eş-Şa'rânî [kuddise sırruhû] (v. 973/1565) şöyle buyurmuştur:

"Sûfîlerin hepsi, giyiminde, yemesinde, uyumasında, sözünde ve davranışlarında Hz. Peygamber'in [sallallahu aleyhi vesellem] sünnetinden bir karış bile ayrılan kimsenin, sûfîlerin elbisesini giymiş olsa bile, onlardan olmadığı konusunda ittifak etmiştir. Nasıl ki müctehidler, Kitap ve Sünnet'in zahirine muhalif olan her türlü sözden uzak duruyorlarsa, Allah dostları da o kimselerden hem dünyada hem de ahirette uzaktır. Müctehidler, 'Eğer bizim sözümüz, Resûlullah'tan [sallallahu aleyhi vesellem] rivayet edilen sahih nakillere muhalefet ederse, bizim sözümüzü atın ve Allah Resûlü'nün [sallallahu aleyhi vesellem] sözüyle amel edin' demişlerdir. Efendim İbrahim ed-Desûkî [rahmetullahi aleyh] de, 'Nefsini şeriatın ibriğine hapsedip hakikat mührüyle mühürlemeyen kişi, kervanımızda yürüse bile bize tâbi olanlardan değildir.' buyurmuştur."68

Şeyh Ahmed el-Haznevî [kuddise sırruhû] (v. 1369/1949) şöyle buyurmuştur:

"Ey kardeşlerim! Size gereken, pak şeriata ve kolay olan sünnet-i seniyyeye tâbi olmaktır."

Kısacası, tasavvufun terim olarak ortaya çıkması ve kullanılması, tâbiîn ve tebeu't-tâbiîn dönemine kadar gecikmiştir. Fakat söz ve amel yönünden, tasavvuf, Kur'an ve Hz. Peygamber'in [sallallahu aleyhi vesellem] sünnetine dayanır. Dolayısıyla Kur'an ve Sünnet ile çelişen her amel ve hali terk edip Kur'an ve Sünnet'e dönmek farzdır.

Kaynaklar ve açıklama:

  • Başka bir nüshada "sözlerini" şeklinde geçmiştir.
  • Kuşeyri, er-Risâle, 1/38, 58, 61, 68, 69, 79, 103, 107.
  • Sülemî, Tabakâtü's-Sûfiyye, s. 275.
  • Kuşeyrî, er-Risâle, 1/145.
  • Fahreddin Ali Safi, Reşehât, s. 55.
  • Şa'rânî, et-Tabakâtül-Kübrâ, 2/4.
  • Evtâd: Merkezinde bulunduğu doğu, batı, kuzey ve güney olarak dört yöne nazar eden ve veliler silsilesi içinde yer alan bir zümredir.
  • Şa'rânî, et-Tabakâtü'l-Kübrâ, 1/134.
  • Abdülmecid el-Hânî, el-Hadâiku'l-Verdiyye, s. 189.
  • Şa'rânî, el-Ahlâku l-Metbûliyye, s. 45, 46.
  • Ahmed el-Haznevi, Mektubât, s. 228 (127. Mektup).