Ayet Hadis ve Alimlerin Sözlerinden Deliller

Tasavvufun temel dayanakları, Ayetler, Hadisler ve alimlerin sözleriyle ele alındığı bu makalede, tasavvufun İslam'daki yeri ve önemine dair güçlü deliller sunulmaktadır. Bu metin, tasavvufun ruhsal ve ahlaki değerlerini derinlemesine anlamak isteyenler için kapsamlı bir kaynak sağlar.

Ayet Hadis ve Alimlerin Sözlerinden Deliller
Ayet Hadis ve Alimlerin Sözlerinden Deliller

Ayet-i Kerimelerden Deliller

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir; onu kötülüklere gömen ise ziyan etmiştir." (Şems, 91/9-10)

Bu âyet-i kerimede Allah Teâlâ, kurtuluşu ve cennete girmeyi insanın nefsini arındırmasına; ziyanı ve cehenneme girmeyi ise arındırmamasına bağlamıştır. Bu da nefsi tezkiye etmenin vacip olduğunu ve insanın ancak bu sayede kurtulacağını gösterir.

Allah Teâlâ bir diğer âyet-i kerimede ise şöyle buyurmuştur:

"De ki: Rabbim yalnızca açık ve gizli kötülükleri haram kılmıştır." (A'raf, 7/33)

Diğer bir âyet-i kerimede de şöyle buyurmuştur:

"Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın." (En'âm, 6/151)

Gizli olan kötülükler, müfessirlerin de belirttiği gibi kin, riya, haset ve nifaktır.

Hadis-i Şeriflerden Deliller

Teslimiyet, yakîn, tövbe, ihlâs, muhabbet, inâbe gibi güzel ahlâklarla ahlâklanmaya teşvik eden; ucb, kibir, haset, riya gibi kötü ahlâklardan sakındıran birçok hadis-i şerif buna delildir.

Alimlerin Sözlerinden Deliller

Hüccetü'l-İslâm İmam Gazâlî [rahmetullahi aleyh], tasavvuf yolunu tecrübe edip neticelerine ulaştıktan ve faydalarını gördükten sonra şöyle buyurmuştur:

"Tasavvuf yoluna girmek farz-ı ayındır. Çünkü peygamberler [aleyhimüsselâm] hariç hiç kimse kusursuz değildir."

İmam Süyûtî [rahmetullahi aleyh] ise şöyle buyurmuştur:

"Meânî ve beyân ilimleri nahiv ilminin sırrı ve inceliği olduğu gibi, hakikat de şeriatın sırrı ve halis özüdür. Şüphesiz tasavvuf, fıkhın ta kendisidir. Çünkü tasavvufun birçok konusu vâcip, mendup, haram ve mekruh gibi kulun mükellef olduğu hususlardır."

Allâme İbn Abidin el-Hanefî [rahmetullahi aleyh] şöyle buyurmuştur:

"İhlas, ucb, haset ve riya gibi konuları bilmek farz-ı ayın olduğu gibi, İhya'nın 'Rub'u'l-Mühlikât' bölümünde açıklandığı üzere nefsin âfetlerinden olan kibir, açgözlülük, kin, aldatma, öfke, düşmanlık, buğz, tamah, cimrilik, nankörlük, böbürlenme, hıyanet, dalkavukluk, hakkı kabul etmeme, hile, oyun kurma, kasvet ve tûl-i emel gibi kötü ahlâkları öğrenmek de farz-ı ayındır."

İlk üç asrın yani sahabe, tâbiîn ve tebeu't-tâbiîn neslinin yaşantısına ve ahlâkına bakan bir kimse, onların dünyada zühd sahip oldukları bu nitelikler, ahiret için gösterdikleri gayret, nefisleriyle mücâhede halinde olmaları, ibadetlere karşı sabrı teşvik etmeleri ve nefsin heveslerine kulak asmamaları hususunda izlerinden gidilecek en güzel örnekler olduklarını göreceksiniz. Hayatları, muhabbet, îsâr, sıdk ve ihlas gibi güzel ahlâk kıssalarıyla doludur. İşte tüm bunlar, tasavvuf yolunun dayanağıdır.

Tasavvuf yolunda seyrüsülük, Allah Teâlâ’ya tevekkül edip O’na yönelen sadık şeyhlerle birlikte olmayı, onlara uymayı ve onların emirlerini yerine getirmeyi içerir. Nitekim Allah Teâlâ ayet-i kerimede şöyle emretmiştir:

"Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve sadıklarla beraber olun." (Tevbe, 9/119)

Başka bir ayet-i kerime ise şöyledir:

"Bana yönelenlerin yoluna uy." (Lokman, 31/15)

İmam Ahmed Zerrûk [kuddise sırruhû] şöyle buyurmuştur:

"Allah Teâlâ’ya yönelmek; ancak apaçık bir ilim, sahih bir amel, Kur'an ve Sünnet ile çelişmeyen sabit bir hal ile gerçekleşir."

Seyrüsülükte zikir için toplanmak söz konusudur. Şüphesiz bunda sekînet, huzur ve Allah Teâlâ'ya yakınlık vardır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı zikretmekle huzur bulur." (Ra'd, 13/28)

Allah Resûlü [sallallahu aleyhi ve sellem] de şöyle buyurmuştur:

"Bir topluluk Allah Teâlâ'yı zikretmek için toplanırsa, melekler onların etrafını sarar, Allah'ın rahmeti onları kaplar, üzerlerine sekînet iner ve Allah Teâlâ onları katındakilere över."

Kaynaklar ve Açıklama:

  • İbn Acîbe, Îkâzü'l-Himem, s. 21.
  • Süyûtî, Te'yîdü'l-Hakika, s. 17.
  • Tûl-i emel: Bire bir anlamı "uzun emel" olan bu kötü haslet, insanın dünya hayatında ebedî yaşayacak gibi bir plan ve hal içinde olması anlamındadır.
  • İbn Abidin, Reddü'l-Muhtar, 1/43.
  • Îsâr: Kendi nefsinden ziyade başkalarını düşünme anlamındaki güzel ahlâk terimidir.
  • Ahmed Zerrûk, Miftahü'l-Fezail, s. 418.
  • Müslim, Zikir, 11 (nr.2700).